Bugun...
Gülmek ve Ağlamak


Maşallah TAYLAN
 
 

Ne zaman ağlayan birini görsem, içim 

acıyor ama bir taraftan da seviniyorum yine de. 

Çünkü şöyle düşünürüm, ağlayan kişinin kalbi 

henüz nasır tutmamıştır. Katılaşmamıştır 

yüreği. Kalp ağlamazsa gözyaşı da akmaz derler 

ya. İşte onun gibi. Sevindiğimizde atılan 

kahkahalar kadar, üzüldüğümüz zamanlarda 

dökülen gözyaşları da bir o kadar değerlidir.

Bir düşünürün dediği gibi "Gözyaşı, çekilen 

sıkıntıyı ve bunun beraberinde gelen hakikati 

değiştirmez belki ama kalbi katılaşmaktan 

kurtarır. Gerçeklerin betona çarpıp geri 

dönmesine engel olur."

Bu nedenle de ağlamak güzeldir. Üzülmeyi 

becerebilen bir insan, sevinmeyi de becerebilir. 

Ağlayabilen bir insan gülmenin kıymetini daha 

iyi anlayabilir. Ağlatanlardan değil 

ağlayanlardan olmanın ayrıcalığını hissedebilir.

Zalim olmak yerine mazlum olmak daha evladır.

Ağlamak sanılanın aksine çaresizlik, zayıflık, 

güçsüzlük demek değildir. Canımız yandığında 

öfke ve intikam duygularıyla kalbimizi 

nasırlaştıracağımıza, gözyaşlarımızla yapılan 

temizlik, kalbin doğru ateşi bularak 

yumuşamasına vesile olur.

Ağlayan birisine yapılacak en büyük destek, bana 

göre, samimi bir dokunuş ya da uzatılan bir 

peçetedir. Bunlar teselli edecek sözlerden çok 

daha kıymetlidir.

Ağlayabilmek insan olmanın gereklerinden 

biridir. Her şeye rağmen, özellikle insanın 

kendisine rağmen ağlayabilmesi takdire şayan 

bir erdemdir.

Ağlamakla gülmek, olmazsa olmaz bir ikilidir. 

Tıpkı evrende olan diğer zıtlıklar gibi… 

Duymuşsunuzdur belki ama bir daha yazayım. 

Çünkü ibret alınacak yaşanmış bir olaydır.

Adam 3 yaşındaki kızını, pahalı bir hediyelik 

kaplama kâğıdını ziyan ettiği için azarlamıştı. 

Küçük kız, koskoca bir paket altın yaldızlı kâğıdı 

bir kutuyu eğri büğrü sarmak için kullanmıştı... 

Ertesi gün sabahı küçük kızı, paketi getirip "Bu 

senin babacığım" dediğinde üzüldü. Acaba 

gereğinden fazla mı tepki göstermişti kızına... 

Bir gece önce yaptığından utandı, kızı doğum 

günü hediyesi getirmişti… Ne var ki paketi 

açınca yeniden öfkelendi. Kutunun içi boştu... 

Kızına yine bağırdı. 

"Birisine bir hediye verdiğinde, kutunun içinde 

bir şey olması lazım. Bunu da mı bilmiyorsun 

küçük hanım?" Küçük kız gözlerinde yaşlarla 

babasına baktı, "O kutu boş değil ki baba" dedi... 

"İçini öpücüklerimle doldurmuştum!" Adam 

öyle fena oldu ki... Koştu... Kızına sarıldı... 

Beraberce ağladılar. 

Adam o altın kutuyu ömrünün sonuna kadar en 

kıymetli eşyasının içinde sakladı. Ne zaman keyfi 

kaçsa, ne zaman morali bozulsa, ne zaman 

kendini kötü hissetse, kutuya koşar, içinden 

minik kızının sevgi ile doldurduğu hayali 

öpücüklerinden birini çıkarırdı. 

Aslında bütün anne ve babalara böyle bir altın 

kutuyu çocukları hiçbir karşılık beklemeden, 

sevgi ve öpücüklerle doldurup vermişlerdir. Hiç 

kimsenin hayatında bundan daha değerli bir 

armağana sahip olması mümkün değildir…

Onun için eğer bir gözyaşını sile bilmişseniz 

çevrenize o kadar fayda vermiş olmuşsunuzdur. 

Gözyaşı dökenin cinsi, milliyeti, memleketi 

önemli değil, önemli olan onun mazlum ve 

mağdur oluşudur.



Bu yazı 5012 defa okunmuştur.

YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
SON YORUMLANAN HABERLER
ÇOK OKUNAN HABERLER
GÜNDEMDEN BAŞLIKLAR
YUKARI